Archives

Daily Archive for July 22nd, 2013

Başkalarını yargılamamayı da öğrenmelisiniz. Yargılayamazsınız çünkü onların geçmiş yaşamlarını bilmiyorsunuz, o şekilde davranmalarını sağlayan karmalarını bilmiyorsunuz. Bir insanın tek bir yaşamda bazen sanıldığı kadar özgür iradesi yoktur. Ruh Büyük Yasaya hizmet eden olaylara konsantre olur.
Hür irade ruhun tepkisinde, kendine sunulan koşulları severek kabul etmesinde ve en iyisini yapma çabasında yatar.

Kaderden, olayları yönlendiren tesadüflerden, kaçınılmaz alın yazısından söz edenler kelimeleri kullanıyor ama gerçeği tanımıyorlar. Reenkarnasyona inanan insanlar mesajımı açık ve akla yatkın bulacaklar, çünkü reenkarnasyon kaderin anahtarıdır. Hepimizin bir alın yazısı var. Bazıları için kendilerini nelerin beklediği, başlarına iyi ya da kötü nelerin geleceği bilinemez bir şeydir. Bundan kaygı duymaz, kendilerini olayların akışına bırakırlar, bu da bir kaderdir. Dünya hayatını olgunluğa doğru bir yol alma, sürekli bir ruhsal gelişme gibi görenler için kader tamamiyle başka bir şeydir. Kader ruhun çözmek, eritmek zorunda olduğu güçlükler bütünü ve uğraşacağı denemelerdir, daha önceki enkarnasyonunda yapmış olduğu hataları telafi ederek olgunlaşacağı zorunlu hayat koşullarıdır. Tüm önemli şeyler ezelde yazılmıştır, ama sanıldığı gibi kimilerine mutluluk ve refah, kimilerine hastalık ve yoksulluk, kimilerine de sayısız güçlük veren Tanrı tarafından yazılmamıştır. Kader yazılmıştır, çünkü her eylem, her düşünce yaşanır ve sonuçları bir enkarnasyondan diğerine yansır.

Duyu imkanlarımızın derecesini daha iyi anlayabilmek için, duyu organlarımızı bir müzik aletine benzetelim.Titreşim halinde bulunan gergin bir tel kroomatik gam üzerine akord edilmiş telli bir müzik aletine uzaktan tesir eder. Dışarda hareket halinde bulunan telin titreşimi ile akustik kuralları gereğince, ilgisi olan müzik aletinin telleri kendiliğinden çalmaya başlar.Bunun gibi bir takım titreşimlerden ibaret olan tabi amiller de ancak kendileri ile ahenktar olan duyu organlarımıza tesir ederler. Bu gerçeği unutmazsak, sırf olağan hallerdeki duyu organlarımız almıyor diye bazı etkenlerin varlıklarını inkar etme gafletine düşmeyiz.Duyu sistemimizin yetersizliği, sadece her titreşimi alamamak şeklinde kendini göstermez.Çok defa onları bize olduklarından başka türlü de gösterirler.

Biz insanları, varlıkları, dostları neleri ile severiz? Ne yüzlerin şekilleri, ne bedenlerin biçimleri, ne de kılık ve kıyafetleri insanların birbirine bağlamaya kafi değildir. İnsanları birbirine bağlayan, birbirine yaklaştıran, birbirine ısındıran ve birbiriyle sempatize, hülasa birbirini arattıran tek amil onların birbirlerine karşı olan aksiyon ( tesir ) ve reaksiyonlardır ( karşı tesir). Yani insanlar yaptıkları işlerle, ortaya koydukları eserlerle ve kendilerine vaki tesirlere ve bu tesirlerin neticelerinin idrakiyle kıymetlenirler. Ve varlıklarını da başkalarına karşı ancak böylece kıymetlendirirler. Mermer taş gibi pasif bir insan canlı olsa da nihayet bir taş parçasından daha kıymetli ve makbul olamaz….