Thoughts/Düşünceler

Odaklanmışlık ve adanmışlık, istençtir..

Kuantum fiziği kesinliklerin değil, olasılıkların; “Ya olur, ya olmaz”ın değil, “Hem olur, hem olmaz”ın bilimi. Evliya hikayeleriyle büyümüş bizler için bu tuhaf bir şey olmamalı. Gözleyen ile gözlenenin bir olduğunu anlayan Hallac-ı Mansur 922 yılında ‘Enel hak’ (Ben Tanrı’yım) derken ‘bir’lik halini idrak ettiğini anlatmak istiyordu büyük ihtimalle…

“Kuantum Bilgeliği ve Tasavvuf” kitabının yazarı Doç. Dr. Haluk Berkmen ODTÜ Fizik bölümünde 1970 yılında kuantum fiziği dersi veren en genç hoca olarak biliniyor. Sonrasında 22 yıl Viyana’daki Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nda (UAEA) nükleer tesis denetmeni olarak görev yapmış. Ömrünün büyük bölümünü, dünyanın dört bir yanındaki nükleer tesisleri kontrol ederek geçirmiş.
Atom Enerjisi Ajansı’ndan tekkelere…
Kuantum fiziği ne iddia ediyor ve neden tasavvufi bilgeliğe benzetiliyor?
Bakarsan var bakmazsan yok…
Maddi ve manevi dünyaya bakış açısını sonsuza dek değiştirecek olan o meşhur kuantum fiziği deneyini anlatarak girelim konuya: ‘çift yarık deneyi”ni. 1927’de Clinton Davisson ve Lester Germer tarafından elektronlar üzerinde yapılan deneyi. Deneyde tek bir elektron, iki dikdörtgen yarıktan geçirilerek, yarıkların arkasındaki ekrana yansıtılır. Elektronun yarıklardan birinden geçmesi beklenirken o her iki yarıktan da aynı anda geçer ve ekranda sıralı aydınlık ve karanlık şeritlerden oluşan bir girişim yani dalga deseni ortaya çıkarır.
Madde, ona baktığımızı anlıyormuş gibi…
Bilim insanları böyle mucizevi bir şeyin nasıl olabileceğini anlamak için bir sonraki deneyde yarıklara gözlem aleti yerleştirir. Gözlem aletinden evvel ekranda dalga deseni oluşturan elektron bu kez normal bir madde gibi (parçacık) davranır. Yani tek bir yarıktan geçer; malum dalga-parçacık dualitesi. Yani madde biz ona baktığımızda sanki bunu anlıyor ve ‘bir yerde, bir şekilde’ görünmek üzere pozisyon alıyor. Buna kuantum fiziğinde çökme deniyor. Yani sonsuz olasılıklar içinden sadece bir tanesi, gözlemcinin (ki bu biz oluyoruz) gözlemesi yani algılaması ile gerçekleşiyor.
Evliya hikayeleriyle büyümüş bizler için bunlar hiç de imkansız değil. Gözleyen ile gözlenenin bir olduğunu anlayan Hallac-ı Mansur 922 yılında ‘enel hak’ (Ben Tanrı’yım) derken de ‘bir’lik halini idrak ettiğini anlatmak istiyordu büyük ihtimalle. Ama anlaşılamadı ve idam edildi
İnsan, dünyayı gözlemleyerek etkiler
Kuantum fiziği araştırmalarının bilimsel olarak ispatladığı üzere, gözlemcinin (bir insanın) gözleneni (dış dünya) sadece gözleyerek etkilediğini söyleyebiliriz. Buna gözlemci etkisi deniyor. Çünkü kuantum dünyasında her şey birbiriyle bağlantılı. Hiçbir şey bir diğer şeyden bağımsız değil. Bu da tasavvuf düşüncesindeki niyet kavramına denk geliyor.
Çok bilindik bir hikayede olduğu gibi, bir adam eşeğini bağladığı kazığı başkaları da bağlar niyetiyle çıkarmaz, bir kör adam gelip çarpınca başkaları da çarpmasın diyerek yerinden çıkarır. Kazık aynı kazıktır ama aynı kazık da değildir aslında.
Bir kuantum ilkesi olarak “İnsan Allah’ın aynasıdır”
Tasavvuf inanışındaki insanın Allah’ın aynası olduğu düşüncesi de bire bir kuantum dünyadaki ‘gözlemci etkisi’ kavramına karşılık geliyor. Yani aslında sadece bir gerçek gözlemci var, kuantum mantığı bunu gösteriyor. Ölüm de bu mutlak gözlemciye (Allah’a) geri dönüş. “Bilinç ve madde dünyası diye ikili bir dünya yok. Tek bir şey var. Gözleyen ve gözlemlenen de ayrı değil. Durmadan birbirlerine dönüşüyormuş gibi bir illüzyon yaratıyorlar sadece. Hadid Suresi’nde de dendiği gibi: “Nerede olsanız o sizinle beraberdir. Çünkü size hayat veren ruhunuz ona bağlıdır.”
“Bilinci maddeye çeviren”
Dr. Fred Alan Wolf da tanrı tanımını ‘bilinci maddeye çeviren’ diyerek açıklayıp, kuantum fiziğine göre enerji dalgalarının somut dünyaya dönüştüğünü söylerken, tasavvuftaki Misal aleminin (dünya) gerçek öz olan Mana aleminin bir yansıması olduğu inanışıyla bir bağ kuruyor.
Bir söyleşisinde Mevlana’dan “Ruhumda patlayan volkandan yüzlerce dalgalı sel akarken, cennet benim dönmemi sağlıyor” beyitlerini hatırlatan Dr. Wolf, Mevlana’nın sözlerinin kuantum fiziğinin madde tanımlamasıyla (dalga frekanslarını oluşturmak için dönen elektronlar) bire bir benzeştiğini ifade ediyor.
Mevlana’nın dizelerindeki kuantum mekaniği
Kuantum fiziğine göre tüm evrenin tek bir bütün oluşu da ‘vahdet-i vücut’ kavramına karşılık geliyor. Dr. Wolf bunu da Mevlana’nın şu beyitleriyle örneklendiriyor: “Seher vakti gökyüzünde bir ay göründü, gökten indi de gözünü bize dikti, bakmaya başladı. Ay zamanında bir kuş vurmuş doğan gibi. Ay beni kaptı, gökyüzüne uçuruverdi. Kendime baktım, göremedim. Çünkü o ayın lütfuyla bedenim can kesildi. Can alemine gittim. Orada da o aydan başka bir şey göremedim. Hasılı ezeli tecelli sırları, tamamıyla anlaşıldı.”
Mevlana’nın şiirlerinin ışığın doğası ve tanrı parçacığı diye adlandırılan ve varlığı henüz ispatlanamamış olan (CERN’deki LHC deneyinde aranılan, maddeye kütle verdiği sanılan teorik alan, tanrı parçacığı) Higgs bozonunu çağrıştırdığını anlatan Dr. Wolf, evrendeki tüm elektronların tek tek bilince sahip olduğunu söylüyor. Higgs bozonu aslında İslamiyet’te Allah’ın ‘ol’ sözüne karşılık geliyor.
Bir şey hem vardır hem yok, hem iyidir hem kötü
Hayatı boyunca kuantum fiziğinin tasavvufta bahsedilen hakikate benzerliği üzerine düşünen Doç. Dr. Haluk Berkmen, kuantum fiziğini anlamak için modern dünyada kullandığımız Aristo mantığının yeterli olamayacağını hatta anlamanın yolunu tıkayacağını açıklayarak başlıyor söze.
Ünlü fizikçi Richard Feynman’ın dediği gibi “Kuantum teorisi karşısında şaşkınlığa uğramayanlar bu teoriyi anlamamış demektir.” Anlamak için önce hayret etmek gerekir. Eğer klasik Aristo mantığıyla düşünürsen anlayamazsın ve boşluğa düşersin. Aristo mantığı ‘ya/ ya’ mantığıdır. Bir şey ya vardır ya yoktur gibi. Kuantum fiziği ise ‘hem/ hem’ mantığıyla çalışır. Bir şey hem vardır hem de yoktur, hem dalgadır hem parça, hem güzeldir hem çirkin, hem doğrudur hem yanlış. Karşıt olasılıklar aynı anda vardır. Bu şekilde düşününce yargılamak zorlaşır, affetmek kolaylaşır. Bunu anlamak için akıldan öte sezgi lazım. Richard Feynman bile “Kuantum kuramını ben de anlamıyorum, kimse anlamıyor ama kuram çalışıyor” demişti.
Tasavvuftaki hoşgörüye bilimsel altyapı sağlıyor gibi…
Evet, çünkü güzel de çirkin de, iyi de kötü de bir. Hızır ile Hz. Musa’nın hikayesini bilirsiniz. Hızır Hz. Musa’ya “Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin. Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin? (Kehf Suresi, 67-68)” der. Çünkü Hızır yol boyunca bindikleri gemiyi delmek ve bir çocuğu öldürmek gibi pek çok kötü iş yapar. Sonunda anlaşılır ki hepsini aslında bir hayır için yapmıştır. Hayır da şer de birdir. Yargılama yok. Bu yola seyri sulük denir. Amaç nefs-i emmareden nefs-i kamileye ilerlemektir. Nefsi emmare emir komuta boyutunda yaşamaktır. Bir şey almak ve birşey vermek… Çoğu insan nefsi emmareden öteye geçemediği için hayatı kavrayamadan yaşlanır. Bu hayat boş diye düşünür. Hayır ve şerrin bir olduğunu, sınav olduğunu gören nefsi emmareyi geçer, nefsi kamileye yaklaşır.
Kuantum fiziğini son yıllarda ‘iste olsun’ tarzı kişisel gelişim kitaplarında kullanıyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz. Madem elektronlar gözleyene göre hareket ediyor, bir şeye sahip olmak için çok düşünmek çok istemek işe yarar mı?
Kuantum dünyası belirsizlik dünyasıdır. Yüzdelerle konuşur. Bir şeyin olma olasılığından bahseder. Bir şeyin olması için istek değil istenç gerekir. Newton çekim yasasını kafasına bir elma düşünce keşfetmedi. O işin bahanesiydi. Kendisini zaten bilimsel çalışmalara adamış biriydi. Varlığını adamıştı. Sonra birden elma düştü ve anladı. İşte istenç budur. Buna kuantum dünyasında sıçrama denir. Bir şeye kendini adayacak kadar yoğunlaşırsın, sonra bir gün birden o şey oluverir. Odaklanmışlık ve adanmışlık, istençtir.
Zaman ve mekan görecedir
Kuantum fiziğinde yer ve zamanlar arası geçiş de teorik olarak mümkün. Bunun tasavvufta karşılığı var mı?
Hacı Bektaş Veli öleceğine yakın etrafındakilere “Cenazemi almaya biri gelecek, ona verin” der. Gerçekten de cenazeyi almaya biri gelir. Kim olduğu belli olmayan bu kişiye cenazeyi vermek istemezler. Sonunda emaneti almaya gelen gizemli kişi peçesini indirmek zorunda kalır. Bir bakarlar ki Hacı Bektaş Veli’dir. Evliyalar zamanlar arası yolculuk edebilir ve aynı anda birden fazla yerde bulunabilirlerdi. Akşehir’e giden Nevşehirli Nasrettin Hoca’ya da adamın biri “Hoca saat kaç?” diye sorar. Hocanı cevabı her zamanki gibi şaşırtıcı: “Bilmem ben buranın yabancısıyım.” Kuantum fiziğinde de zaman ve mekan mutlak değildir. Nasrettin Hoca da bir bilgedir. Göle maya çalarken “Ya tutarsa” demesi de her olasılığın mümkün olduğu kuantum dünyasına bir gönderme gibidir. Tutabilir de… Tutmayabilir de…
Kuantuma göre dünya nedir? Tasavvufa göre dünya nedir?
1600’lerde yaşamış Niyazi Mısri diye bir mürşit vardır. “Hakk ilmine bu alem bir nüsha imiş ancak, Ol nüshada bu adem bir nokta imiş ancak, Ol noktanın içinde gizli nice bin derya, Bu alem o deryadan bir katre imiş” der bir şiirinde. Anlamı: Allah ilminde kainat bir sayfadır. İnsan bu sayfanın içinde bir noktadır. Bu noktanın içinde bin tane deniz vardır. Bütün evren bin denizin içindeki tek bir damladadır.” Herşey birbirinin içindedir. Kuantum fiziğinde de bu böyledir. Bir atomun içine baksan tıpkı güneş sistemi gibi bir yapısının olduğunu görürsün. Önemli olan bu bütünselliği görebilmek ve bu bilgi ile davranabilmektir.
Ürün Dirier